Adana Köprübaşı

Herkes kendini tanıtarak başlıyor sanırım bir şeyler yazmaya. Ben de size kendimden şöyle böyle bahsedeyim o zaman.

Yıl 1982… Temmuz gelmiş, Adana’dayız. Daha önce Adana’ya gideniniz var mı bilmem ama mutlaka duymuşsunuzdur Adana’da yaz, cehennem sıcağı ile bir tarif edilir. Düşünün ki yıllardan 82 ve klima sadece Amerika’da var henüz Türkiye topraklarında sadece İncirliğe düşmüş durumda… Hatta Amerikalılar, yaz ortasında camı pencereyi kapayınca, bizim Türkleri telaş almıs,  bunlar 3 saate içeride ölür bak ben sana söyleyeyim diye konuşurlarken, klima ile tanışır memleketimin insanı (babamdan alıntıdır)

Anneciğim 3 Temmuz günü akşam 5 sularında sancılanır. Allaaaaah, bir telaş bir gürültü… Babamın aklı nerelerdedir bilinmez, hastaneye gitmek yerine evde beklemeyi daha mantıklı bulmuşlardır. Ebe hanımefendi çağırılır ve Mizot gelsem mi gelmesem mi kararsızlığı içinde gece 2 de doğar…Yani bu kararsızlığım yüzünden tüm Astrolojik haritam böylece değişmiş olur. Bir şeyi de hızlı yap be kızım yaaa.. Çık işte ne diye oyalanıyorsun anlamam…

Henüz ailenin ilk çocuğu olarak yaşayacağım 3 yıllık bir saltanat dönemi gelecektir. Daha sonra gelen oğlan çocuğu ile saltanatım hafif sallantıya uğrayacak ama yine de devrilmeyecektirJ

Zaman geçer, o olur bu olur şu olur derken yolum Ankara’ya düşer.. ve bebeler diyarında artık Adana’lı…Güzel Adanamda ise Ankara’lı olmuşumdur..

Ankara havasında oynayan bir Adanalı gördünüz mü…ben mutasyona uğramış Adanalıyım. Bici yerim şalgam içerim ama adana kebap sevmem, sıcaktan hoşlanmam. ama nereden baksanız Adana’ya nedendir bilmem garip bir aşk duyarım. Ya çok güzel bir cocukluk gecirdigimden ya da kafayı çizmişliğimden..

 

Ne olursa olsun, cok ülke gezdim ve her ülkede Adanamdan bir şeyler buldum çıkardım, misal:

Miami’ye indiğim anda suratıma çarpan o rutubet ve sıcaklık ve düz ayak yollar bir anda kendimi Adana’da gibi hissettirdi. Ulen dedim dünyanın öbür ucuna git, al sana Adana! diye sinirlenirken 2 gün geçmedi bir baktım uçan hamam böceği. Yok artık dedim bu kadar olamaz ben bunlar sadece Adana’da yetişiyor sanıyordum. Evet bu bir hayal kırıklığıydı. Böceğimizi bile kopyalamış özentiler!!!

Caracas: Allah’ın Venezuelasına gitmişim, gel sana acaip bişi yediricez bu sıcakta çok ferahlıcaksın dediler gitik… Gele gele bana karsambaç gelmesin mi.. dedim arkadaaş, bizim Adana, dünyanın merkezi değilde ne şimdi gel bana söyle….bana bunu bi de :)))

 

 

 

 

 

 

Dünyaya yön vermişliği olan bir memleketim var çok şükür…Neyse…

 

Sonradan gün oldu devran döndüüüü, gezdik, tozduk, çalıştık, gittik bir Maraş’lı entelle tanıştık, öyleydi böyleydi, derken evlendik. Eh..Adana’lı değil ama yakın. En azından yemek konusunda bir sıkıntımız yok, ya bir de vejeteryan falan olaydı ya bak işte o zaman sıkıntı olurdu…

Öyle işşte, oydu buydu derken 30 olduk…Fıro’nun da desteğiyle yemek yapar araba sürer olduk.. Ha bi de yazı yazar olduk oralara buralara. Bakalım ne maceralarımız olacak bundan sonra…..

4 Comments

  1. Yaaaa sen de benim saltanatimi sallindi nabeeeerrr….

  2. Fırat Mizyal’in yazısını okudum;) Uzaktan uzağa sevdim kendisini, senin için de bir kez daha mutlu oldum, ne tatlı kızmış!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.