Benim Muhteşem Çocukluğum

Adana’da doğdum.

Sümer Mahallesi bebesiyim.

2 kardeşiz. Sayamadığım kadar çok kuzen ve akrabayla büyüdüm.

10 yaşımda Ankara’ya taşındığımız için dedemin ve babaannemin kıymetlisiyim. Tamam kardeşim de kıymetli ama ben sessiz ve asili oynadığım için beni hep başka severlerdi. (Bence)

20161016_165007

Eskiden şu lafları duyardım sık sık; “buralaar eskiden tarlaydııı beee! Vay anasını ne hale gelmiş.”

Ben hiç anlam veremezdim. Gereksiz ve sıkıcı büyük konuşmalarıydı bunlar benim için. Taa ki kovalamaca oynadığımız ve tarla sahibi tarafından kovalandığımız marul tarlalarının üstüne bina dikilip beni hüzün basıncaya kadar.

O hüzünle anladık çocukluğun bittiğini.

Sokakta oynardık biz. Evde oynanmazdı, sadece gösteri hazırlardık ve salonda oturan sülaleye sunardık. Kimse off çocuuğum yeter demezdi. Danslar hazırlardık, oyunlar yazardık ve hemen salona geçip oynardık. Televizyon izleyelim demezdik.

Eskimo severdik ama yan mahalledeki teyzenin eskimosunu severdik. Babaannemin yaptığı zaten cepteydi. Gerçi ufak kuzenlere verirdi önce kıskanırdım. Teyzenin evine gitmek yasaktı ama kaçardık. O teyzelerin evinde başımıza bir şey gelir mi diye korkmazdık.

Adana’nın 60 derece sıcağında annemin başının etini yerdik dışarı çıkmak için. Klima yoktu o zamanlar. Bir tek İncirlik’te vardı klima denen şey. Eyirkondişın. Dışıyyyaan, silah sesi gibi derdim, ne ki o?

“Anneeeiii liiitfeeeen, liiiitfeeeen babaaanneeeme gidiciiiim!!!” Bağırtılarım bitmezdi.

Yalan tabi, sokağa atıcaz kendimizi. Bahçede bir yenidünya ağacımız vardı ama genelde hedefimiz limon ağacıydı. Oraya gidip alakasız bir kavgaya tutuşacağımız kesindi. Annem bıkardı bizden, “CEHENNEM OLUN GİDİİİİYNN!”, diye bağırdı bir gün. Dünyalar benim olmuştu. İzin vermişti ya la!

Alihan ve ben sarılmıştık. “OLLEEEEEY!!! Anneee seni seviiiiooruuuuzzzzzzzz”. Annem bizden yılmıştı. “Ben ne diyorum siz ne diyorsunuz! Hayıııır onu demedim, çıkamazsııııınız!!” diye bağırdı ama çok geçti. Çoktan kaçmıştık. Kusura bakma o cümlenin içerisinde gidin vardı annecim. Gerisi önemli değil, zaten dışarısı cehennem gibi sıcaktı.

Mutlu çocuklardık.

Şimdi bu çocuklara Ankara’ya taşınmak nasıl kabus olmasın?

Bir apartman dairesi.

Gaziosmanpaşa.

Yokuşlara alışık olmayan 2 çocuk.

Kar gördük hayatımızda ilk kez. Annem dışarı çıkarmazdı hasta oluruz diye. Zira aşağısı otopark ve yol, karşımızda da inşaat vardı. Kapandık kaldık eve. Nasıl ağlamasın 200 dönüm portakal bahçesine saldığınız bu çocuklar?

Yıllar geçti, kendine benzetti şehir hepimizi. Komşulardan merhaba alamayan çocuklar olduk, biz de kestik selamı sabahı. 20 sene oturduğumuz evde karşı komşunun bebelerinin ismini öğrenmedim.

Evlendikten sonra muhteşem bir karşı komşumuz oldu ama onlar artık aileden. Deniz’in aşkı oldu onlar, bizim de kıymetlilerimiz. (Onlar gerçekten istisna 🙂 )

Gelelim Bolu’ya.

Yaşım 34. Sene 2016.

Deniz’i dolaştırmak için evin arkasındaki köye gidiyoruz sık sık. Yoldan geçen herkes “selamınaleyküm” diyor. Bunu ilk duyduğumda tedirgin oldum. Tanıyor muyum acaba diye baktım, yoo tanımıyorum. Ben de selam verdim. Unutulmuş anılar bilinçaltından teker teker çıkmaya başladı. Eskisi gibi dedim.

1 ay aldı alışmam bu duruma. Kendi kendime konuştum, iki insan olmuşum meğer. “İnsan geçiyor karşından ulan selam ver işte, çekinmesene! Allah’ın selamını eksik etme, kendine gel. Her merhaba diyeni elinde broşürle bir şeyler satmaya çalışacak sanma. Çantanı alıp kaçacak sanma”. Sanıyormuşum meğer.

Zaman geçtikçe hatırladım geçmişi. Şimdi dışarı çıkarken bir sepetle çıkıyoruz mutlaka. Çünkü Deniz de ben de çok iyi biliyoruz ki o sepet eve dolu gelecek.

Marul, biber, mandalina, elma, armut ve yumurta; Allah ne verdiyse!

Mükerrem teyze ile tanıştık geçenlerde. Yolda oturmuş soluklanıyordu. Yardım edelim dedik torbaları taşıyalım bari. Deniz elinden tuttu, ben torbaları aldım. Bir çıkmaz yol vardı köyün orda, köpeklerden tırsarım diye oralara gidemiyordum. Baktım teyze aldı bizi köpeklerin olduğu çıkmaz yola doğru  götürüyor. Nasıl dönerim diye düşünürken bildiğin sihirli bir kapı çıktı karşımıza. Daracık bir bahçeden geçtik ve ta taaam işte ‘Alice Harikalar Diyarı’ dedim. Hemen marulları topladı bahçeden ama almak istemedim. “Kızdırma beni yedir çocuğa şunları, gübresizdir”, dedi. O eve girince, Deniz efendi de peşinden gitti. Çıkartamadım zibidiyi. Mükerrem teyzem girin içeri diye ısrar ediyor bir yandan. Yapacak bir şey kalmadı ve girdik. Ben böyle güzel ev görmedim. O kapı üstlerinden sarkan dantellerini mi sayayım, sobasının sıcaklığını mı sayayım, o inci gibi dizdiği halılarını mı?

20161110_1342071

Yıllar olmuş ben böyle güzel insanlarla tanışmayalı.

Yıllar olmuş tanımadığım insanlardan selam almayalı.

Değişmek istemesek bile değişiyoruz diye mırıldanırken ne değişimi ya mutasyona uğramış benim insanlığım dedim.

Deniz’in de benim gibi ağaç tepelerinde büyüdüğünü görebilmek mümkünmüş.

Ama kadınız tabii bir yerde, Zara olaydı daha iyi olurdu diye de eklemiyor değilim şimdi yukarda Allah var napim!

Neyse Bolu güzel.

Çık çık gel.

1 Comment

  1. Bolu bile Angaradan güzel, Angara nasıl bir yerse artık

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.