Venezuela, Karakas: Volume 2

 

Sadece Karakas değil Venezuela’nın tüm şehirler insanı derinden etkiler. Öyle bir milliyetçi duygu hakimdir ki havada, sizi bile içlerine alıverirler. Bir anda kendinizi Venezuela bayrağı taşırken bulabilirsiniz.

 

Karakas’ta Bolivar Meydanı ve etrafında bulunan ilginç müzeleri, kiliseleri, devlet dairelerini ve camiiyi  gezdikten sonra hem çok güvenli bulduğum ve hoş birkaç yere daha götüreceğim şimdi sizi.

karakas 2

 

Araştırmalara bakarsanız suç oranı yüksek ama ben oralarda gezerken fazla bir korku ile de karşılaşmadım. Yıl 2006-2007 idi. Yanınızda dolaştığınız yerleri bilen birileri ile giderseniz kafanıza bomba atacak değiller. Ankara’nın Hüseyin Gazi mahallesine de tek başınıza giderseniz inanın Venezuela’ya gitmekten beter olursunuz mesela.:) Dediğim gibi ülkenin suç oranından bahsedilirken turizm kötü etkileniyorsa da, güvenli bölgelerin de mevcut olduğunu unutmayalım.

 

Karakas Bolivar Meydanını gördükten sonra doooğruu şehrin en güvenli yerlerinden olan EL HATILLO’ya:

 

EL HATILLO:

 

Kalbiniz çarpmaya başlayacak çünkü Karakas’a 15km. uzaklıkta bulunan bu küçük yer insanı hemen çarpıyor.

 

1784 yılında Don Baltasar de Leon tarafından kurulan bu ufak kasaba İspanyol koloni döneminin hatıralarını taşıyor. Kolonyal tarz ufak evleri ile işte Latin Amerika diyebiliyorsunuz. Kocaman apartmanların ve büyük binaların uzandığı  başkent Karakas’tan sıyrılıp bir anda gerilere gidebilme şansını yakalayabiliyorsunuz artık.

hatillo 2

 

Rengarenk boyanmış evler aynı Nikaragua’yı anımsatıyor bana. 1785 te yapılmış olan küçük bir meydan var, ona da eskiden Plaza Mayor deniliyorsa da daha sonra konulan Simon Bolivar heykeli ile Plaza Bolivar ismini alıyor.

 

Daha önce yazdığım Karakas merkezde bulunan, Plaza Bolivar’dan tek farkı buranın daha küçük ve şirin olması. Gerçekten ufak bir yer ve kendinizi hemen sokaklara atabilirsiniz. Her şehirde dediğimi burada da yapabilirsiniz, girin ara sokaklara hemen:) Çok hoş fotoğraflar çıkabilir.

hatillo 1

Etrafta bir çok cafe ve restaurant bulacaksınız. Turistik eşyalar satan birçok dükkan var ve Karakas merkeze göre daha pahalı bir yer olduğunu unutmayın. Fazlasıyla turist alan bir bölge.

 

Hediyelik Eşyalar:

 

Hediyelik eşya dükkanlarını dolaşırken biraz da eğlenmenize bakın. Biz Daniela ile yerlilerin dünyasına ayak basıp, onların birkaç eşyası ile bize kızılana kadar oyun oynadıktan sonra, hamak deneme sevdası ile azıcık dinlenmiştik. Daniela ve kuzenleri bana eşlik etmişlerdi o gün.

 

En ünlü ve büyük hediyelik eşya dükkanı Hannsi’ye girin ve içinde kaybolun. Muazzam büyük olan bu dükkanda Venezuela’nın her bölgesine ait el işi ve hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Amazonlar’dan hasır şapkalar, Veneuzela’ya özel arp, küçük gitar (cuatro) Venezuela gitarlarından bulabilirsiniz. Hatta, Plaza Bolivar’da etrafı izlemek için biraz oturayım derseniz, belki cuatro çalan biriyle karşılaşabilirsiniz. Belli olmaz, şans bu:) Yerlilere ait olan birkaç alette bu dükkanda mevcut.

 

UNESCO KÜLTÜREL MİRASI: YARE DANS EDEN ŞEYTANLAR

 

Bolca şeytan maskesine rastlayacaksınız. Bu ne manasız şey diye düşünen bilinçsiz turist olmayın benim gibi. Katolik Yortusu (Corpus Christ) gününde;  bu kutsal Perşembe gününden 9 Perşembe sonrasına denk geliyormuş, bir dinsel tören yapılıyor. Bu dinsel törende genellikle kırmızı giyiliyor ve yüzlerinde bu şeytan tasvirli maskeler bulunuyor.

diablos_yara_-archive

Bu geleneksel tören ile Aziz Francis of Paola ve  Hz. İsa’ya bağlılıklarını gösteriyorlarmış bir nevi. Çarşamba günü törenler başlıyor ama yerel tarzda şiirler okunuyor ve yöresel bir müzik çalınıyor. Perşembe günü ise esas olay başlıyor. Şeytan Dansının esas amacı iyi’nin kötü üzerindeki zaferini göstermek ve kutlamakmış. Bu dansın temelleri 18.yy da atılmış. Kilise önceleri kullanılan maskeleri itici bularak onay vermemiş. Ancak amacının Katolik ruha hizmeti anlaşılınca onlar da kabul etmek durumunda kalmışlar. Kıyafetlerinin üstünde haç işareti bulunuyor.

yare

 

2012 yılında Unesco’nun Kültürel Miraslar listesine giren Yare’ Dans eden Şeytanlar gösterisi El Hatillo bölgesinin unutulmazları arasındadır. Ayarlayıp gidebilirsiniz. Muhteşem bir görsel şölen…Fotoğraf makinaları hazır olsun:)

 

EL HATILLO’DA CHURRO YENMELİ

 

Çok güzel lokantalar var etrafta. Evet fiyatları diğer yerlere göre daha pahalı  deseler de genel anlamda ucuz bir memleket burası.  Yemeğimizi yedik ve sonra beni meydanın hemen sağ tarafında bir churro’cuya götürdüler. Dondurmacı gibi. Hayatımda ilk kez churro yiyordum. Bizim Ankara’nın ünlü alışveriş merkezi Panora’da Meksika tatlısı diye churrocu açmışlar  ama onların yaptıkları şeyden haberleri bile yok. Ona churro denmez zaten. Neyse en azından heves etmişler. Venezuela bir kakao cenneti. Böyle bir şey olamaz. Churro’ya tat katan da bu çikolata zaten. Sanırım bu yüzden aklımdan çıkmıyor hala.

churro

Karakas’ta yemeye kıyamayacağınız şekilli ve farkli konseptli çikolatalar çok revaçtaydı o zamanlar. Yemek konusuna ayrı bir yazıda gireceğim. Yoksa bu yazı 10 sayfayı bulacak. Hayatta okumazsınız. Zaten sadece fotoğraflara baktığınızı biliyorum yemezler:)))

 

El Hatillo’da Bolivar Meydanının hemen karşısında bir kilise bulunuyor. Aslında El Hatillo’nun kurucusu Don Baltasar de Leon adlı kişi babasını öldüren bir hastalığın  kendine bulaşmamasını, Azize Rosalia’nın onu korumasına bağlamış. Bunun üzerine Don Baltasar kardeşimiz,  El Hatillo’nun koruyucusunun Azize Rosalia olması gerektiğine karar veriyor. Bu yüzden bu kilisenin ismi Santa Rosalia del Palermo’dur. İçerde bulunan heykelcikte İspanya’dan Baltasar de Leon tarafından getirilmiş.

Akşamı etmeden şimdi de Karakas’ın simgesi olan Avila Dağına doğru yola çıkalım. El Hatillo bizi 15km uzağa götürdü. Aslında kısa bir mesafe ancak trafiği de göz önüne alarak yola koyulmamız gerektiğine karar verdik.

 

KARAKAS’IN GÖZBEBEĞİ: AVİLA DAĞI

avila 4

 

Avila Dağı öyle heybetli ve asil bir duruş sergiliyor ki şehrin her yerinden kendini gösteriyor. Avila’ya giderken yolun her yerinden fışkıran yeşillikler yollara kadar sarkıyor. Devamlı bakım gerekiyor çünkü öyle verimli topraklar ki,  toprağı elinle eşelesen mango ağacı çıkacak neredeyse.  Ben yağışlı sezonda gittim tabii atlamamak gerek Venezuela’da  iki mevsim var, kurak ve yağışlı. Gözünü seveyim tropikal iklimin.

avilla 1

 

Avila’ya çıkan telerefiğe binebilmek için biraz beklemek durumunda kaldık. Kalabalıktı. Benim yükseklik korkusu yine geldi buldu ama yapacak bir şey yoktu. Beklediğimize de değdi doğrusu. Beş dakika geçmeden Karakas ayaklarımın altındaydı.  Trafiğinde cebelleştiğimiz memleket buymuş demek. Aşağıdan bakmaya alıştığım Avila’nın tepesindeydim artık. Hava biraz soğudu doğal olarak.

 

avilla 2

Kar yağmayan Venezuela için farklı bir atraksiyon olan buz pateni sahasına bir giriş yaptık. Denizden buz pistine bir geçiş oldu bu. Azıcık kaydık, biraz yürüdük ve orada bulunan tek lokanta da fondue yedik. Bayılırım fondue’ye. Önce peynir, sonra et ve en son çikolata fondue  ile tıka basa doyduk:)

avilla 3

Akşamı etmiştik.  Karakas’ın muhteşem ışıklarının içinde gibiydik. Teleferik akşamları daha bir güzel oluyor. Süzüle süzüle geri geldik. Ama makinam çalışmadığı için bir şey çekemedim.

 

GECE HAYATI:

 

Sizce gece biter mi? Gece Karakas’ta bitebilir mi????Tabii ki hayır!!!!

 

Şimdi eller havaya, Venezuela tabiri ile sıra RUMBEAAAR’da..Salsacılar el kaldırsın!!! Salsa, Merengue, Bachata ve Reggeaton. İşte son şarkıları takip ederek Marc Anthony olsun Guaco olsun bu grupların çaldığı çılgın latin dansları ile karşı karşıyasınız.

 

İşin ilginç yanı burada Latin müzik çalan bir yer var mı acaba diye araştırmanıza gerek yok çünkü sağınız solunuz farklı mekanlarla dolu ve tek ortak tarafı hepsinin salsa çalıyor olması:)

 

Türk erkeklerinin genelinde, ben kıvıramam, böyle danslardan hoşlanmam, biz erkek adamız laflarını hatırlayarak onlara bir kez daha boğazlamak isteyebiliriz. Burada en yaşlı adam bile dans ediyor ve düğünlerde de her şey salsa üzerine. Salsa demek kıvırtmak demek değil yani akıllılar!!!Sinir oluyorum bu tiplere..

 

Yine güvenlik konusuna geleceğim. Son yıllarda artan bu can güvenliği korkusu ile barlar genelde Alışveriş merkezlerinin içine açılıyor. Bunlardan biri da Whiskey Bar. San Ignacio adlı büyük ve güzel AVM içerisinde bulunan hoş ve diğerlerine göre biraz daha pahalı bir mekan. Ama gerçekten başarılı.

images

Ben en son 2007’de gittiğim için internetten baktım sizin için ve evet hala açıkmış.  Hatta Los Angeles Flarmoni’nin ve Simon Bolivar Orkestrasının şefliğini yapan Gustavo Dudamel’le İstanbul’da karşılaştığımız zaman Karakas’tan sohbet açılmıştı ve Whiskey bar ile oturduğumuz Bebek Otelin terasını karşılaştırmıştık. O Boğaz’a hayran ben Karakas’a. İnsan uzak olunca demek ki böyle oluyor. Ama nerede olursanız olun, karşınızda Boğaz bile olsa, bir Cacique Rom olmadan tadı olur mu hayatın:) Neyse biraz da abarttım aslında, Boğazı bir şeye değişmem ama biraz da misafirperverlik yapmak gerekti:))

 

 

Hazır ülkede alkole yasaklar geliyorken biraz içkilerden bahsedelim değil mi. Whiskey Bar’da nargileler masaya geldiğinde yaşadığım şoku size anlatamam. Noluyor bu da ne diye bakınırken, yine Turco diye adlandırılan bu Lübnan ve Suriye göçmenleri çıktı karşıma. Kebap, falafel, humus gibi yemeklerle azıcıkta olsa bizim taraflara geçiş yapabilirsiniz.

Bunun dışında aklımda karpuz aromalı martini ile unutulmazlar arasına giren ROOF 360 geliyor. Manzara ve yemekler muhteşem.

Dolu dolu Cacique Rom, limon ve cola karışımı ile Küba’lıların cuba libre dediği karışımı fondipledikten sonra çılgın danslara geçebiliriz. Cacique Venezuela’nın ünlü rom’udur. Farklı çeşitleri bulunur.

images

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

with the permission of my dear friend..:)

Başka bir eğlence şansı da bir konser olabilir sizin için. Venezuela’nın en ünlü gruplarından biri olan GUACO konserine gitmeye ne dersiniz? 3 kişiler biri yaşça daha büyük. Kızlar onlar için çıldırıyor. Kızlar dediysem, gerçekten güzeller:) Herkes salsacı bu memlekette, bu kadar güzel bir manzara olabilir mi:)))

guaco

 

SİMON BOLİVAR SENFONİ ORKESTRASI: EL SİSTEMA

 

Müzikte şansınızı bir de klasik müzik konserleri ile değerlendirebilirsiniz. Venezuela’nın en büyük başarılarından biri olan Simon Bolivar Senfoni Orkestrasını dinlemeye ne dersiniz? Önce onların hikayelerinden bahsetmek gerek.

 

Bu orkestra 1975 yılında bir ekonomist olan Jose Antonio Abreu tarafından kurulmuştur. Kendisi birkaç yıl önce İstanbul’a gelmişti. Vakfın esas adı  Ulusal Gençlik, Çocuk ve Okul Öncesi Orkestraları Sistemi(Fundacion del Estado para el Sistema Nacional de las Orquestas Juveniles e Infantiles de Venezuela.)  olan bu kuruluş kısa bir süre içinde önce tüm Latin Amerika’da daha sonra da dünyada uygulanmaya başlandı. 2011 yılında İstanbul’da konser veren bu orkestra inanılmaz bir başarı sergiledi. Artık bu sisteme sadece El Sistema deniyor.

abreu

Jose Antonio Abreu, El Sistema’nın kurucusu, öğrencileri ile kucaklaşırken..

Sistemi kurmaya 11 çocuk ve 20 enstrumanla başladıklarını anlatan Abreu, Ulusal Gençlik Orkestrası ve kısaca EL SISTEMA diye adlandırdıkları bu eğitim sisteminin ise önce tüm Latin Amerika’ya oradan da dünyaya açıldığını anlatıyor.

gustav

 

Fakir çocukların müzik ile topluma kazandırılabileği fikri önceleri çok gerçekçi görünmese bile şu an Simon Bolivar Orkestrası’nın başarısı belli. Gustavo Dudamel’den belli. Bu sistem içerisinde yetiştirilmiş olan Dudamel dünya çapında bir şeftir.

1975’ten beri 11 farklı görüşten hükümete denk gelmişlerse bile hiçbiri bu desteği kesmemiştir. Bu Vakıf, bağışçıların ve devletin desteği ile ayakta duruyor. Bu sosyal sitemin bakış açısı ile bir çok çocuk suçun, tehlikeli sokakların ve eğitimin yetersiz olabileceği yerlerde yetişen çocuklara bir el uzatıyor. Böylelikle bu elverişsiz ortamlardan çocuklar sıyrılabiliyor, müzik ile hayatlarına farklı bir yön verebiliyorlar. Şu an 280 müzik merkezi, 350.000 çocuk ve genç, 150 den fazla gençlik orkestrası, 70 çocuk ve 30 senfoni orkestrasını bünyesinde barındırmakta.

gust

Gustavo Dudamel, El Sistema’da yetişmiş bir şeftir. Bu vakıfta iken keman çalan Dudamel, 23 yaşında iken Gustav Mahler Uluslar arası Şeflik Yarışmasını kazanarak ismini duyurmuştur. Şu an Los Angeles Filarmoni Orkestrası ve Simon Bolivar Orkestrası Şefliğini yapıyor. Simon Bolivar Orkestrası ise El Sistema’da yetişen en iyi gençlerin olduğu bir orkestra. Dünyada bulunan en iyi beş gençlik orkestrası arasına girmeyi başaran bu orkestranın farklı özellikleri de var. Genelde konser sonunda izleyiciye bir şov sunuyorlar. Bir anda Venezuela bayrakları, venezuela bayraklarını taşıyan kıyafetlere bürünen bu gençler hem milli duygularını gösteriyor hem de sevimlilikleri ile başarılarına başarı katıyorlar.

 

2011 yılında İstanbul’a geleceklerini duyunca patron izin vermiş vermemiş umurumda bile değildi. Biletimi aldım ve gittim. Muhteşem bir konser dinleme şansına erişmiştim ama size çok şanslı olduğumu söyledim mi?? Konsere gitmeden önce Şeflerin Şefi Gustavo Dudamel ile de Bebek’te bir sohbet şansı yakaladım.

dudamel 1

 

Bu buluşmayı gerçekleştirmeme yardım eden kuzenim Zaferhan’a da emekleri için teşekkürü bir borç bilirim:) Kısa bir Karakas ve El Sistema sohbeti sonrasında, yeni doğan oğlu için tebriklerimizi sunduk ve konser alanına doğru yola çıktık.

dudamel 2Konumuza dönelim. Ciddiyet

 

VENEZUELA’DA BEYZBOL DENİNCE AKAN SULAR DURUR!

 

Karakas’a geldik diye her akşam eller havaya yapacak değiliz ya!! Bir akşamda biraz beyzbol çalışalım. Kültürümüzde beyzbolun çok yeri yok. Amerika her ne kadar beyzbol içeren milyon tane film yapsa da, yıllar boyu bu adamların ne diye koştuğunu üstüne bastıkları boktan bez parçasına ulaşınca niye çıldırdıklarını hiç anlamadım. Biri atar biri tutar, biri diğer tarafta koşar. Bizim fazla ilgimiz olmasa da Venezuela’da beyzbol, futbol ile aynı derecede ilgi çeken sporlardan.  Taraftarlar takımlar arası acaip bir bölünme yaşıyorlar.

leones 1

Ülkenin iki dev takımı LEONES ve MAGALLANES. Aralarında kalmaya görün. Fenerbahçe- Galatasaray derbi maçından beterler. Burada beyzbol maçı başladığı anda dünya duruyor arkadaşım! Eh gelmişken bir maça gitmeden olmaz. Ben Leones- Magallanes maçına değil ama başka bir takım olan Leones- Cardenales maçına gitmiştim. Bana devamlı bir şeyler öğretmeye çalıştılar ancak kafam basmadı. Sonra tezahurat yapmam gerektiğini farkettim. Herkes bir ağızdan bağırıyordu. İspanyolcam o zamanlar hiç yoktu..Ha bu arada ben ve arkadaşlarım Leonesçi olduğundan ben de onların formasına büründüm.

 

UUUU Hİİİİ UUU Hİİİİ diye bir şey duyuyordum ama nedir bir fikrim yoktu.

leones 2

Meğer un hit diyorlarmış. Vuruş yap gibi bir şey.. Fazla zorlamanın bir manası yoktu hemen diğer tezahurata geçtik.

Leooo leoo laaaa diye latin melodisi olan bir tezahurat. Kalkıp oynarsınız o kadar güzel. Yıllardır aklımdadır, kazıdılar beynime:))

Çıkışta tabii ki beyzbol çalışmalarımız başladı. Her yerde insanlar böyle antreman yapıyorlar. Benim toptan korktuğumu bilmiyorlar tabii, ki bu top değil, top dediğin yumuşak olur. Bu taş gibi. Neyse kazasız belasız atlattık ama oralara gittin beyzbol oynamadın demeyin:)

Bundan sonra ki yazıda biraz Karakas dışına çıkacağız, Magdalena, Colonia Tovar, Margarita Adası, Morrocoy ve Los Roques’e uzanacağız.

Venezuela…her satırında arkadaşlarımı ne kadar çok özlediğimi anlıyorum…4400 fotoğraftan seçilenler bunlar…

Yoruldum..Hüzünlendim..

Çok özledim..

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.