Midilli Adası (Lesvos) 2

DSCN9724

Bir gün öncesinde Mytilini’ye  yaklaşık 1800 kişi ile birlikte ayak basınca olan olmuş, kalabalıktan kaçmak için depar atmak zorunda kalmıştık. Bu yüzden Mytilini’yi gezemeden hemen Mantamados üzerinden Molivos ve Petra gezisi başlamıştı. Dönüş yolunda ise Kalloni üzerinden Achladeri ve Vatera’ya ulaşmıştık.

Güzel köyler arasından her geçişte Midilli halkıyla iç içe olmak tatilimize ayrı bir güzellik kattığından her köyde durmak gerektiğini düşündük. Yol üzerinde balıkçı köylerinden çıkan arabaları dağ köylerine balık satışına giderlerken görmek bizi Japon Turistler gibi fotoğraf makinalarımıza sarılmak mecburiyetinde bırakmıştı.

Halbuki birisinin kolumdan tutup, kızım sen kafayı mı yedin, git denizin kenarında otur napıcan her yeri görsen ne görmesen ne demesi gerekiyordu.

İkinci günümüz ise sabah 06:00 sularında başladı. Bu tatil anne ve babalarla yapılacaktı. 1. gün ilk grup anne ve babayı Molivos üzerinden Vatera’ya götürmüştük. İkinci gün ise ikinci grup anne ve babamızı almaya Mytilini’ye gidecektik. Bizim için de Mytilini’yi gezmek için güzel bir fırsattı.

Rotamız şöyle idi

Vatera-Polihnitos-Agiassos –Larissos-Alifanta-Mytilini.

lesvos

Vatera’da günün her anı çok güzel ama sabah sakinliği ayrı bir güzel oluyordu. 8km’lik sahilde bir ufak yürüyüş ve ardından denizin dibinde olan otelimizde hafif bir kahvaltı yaptık. Bunaltıcı bir sıcak olmadığı gibi gölgede üstünüze bir şal bile almanız gerekebiliyor. İşte en sevdiğim hava. Sıcağa dayanamayan bir Adanalı olarak tam benlik bir hava. Sabah mağmurluğundaki deniz çarşaf gibi önümüzde duruyordu. Günlerimiz kısa olduğundan her daim yüzmeye açık olan bizleri bekliyor gibiydi. Ancak yolcularımız geliyordu ve onları almadan önce Mytilini’yi gezmeliydik.

Yolda tek tük gördüğümüz küçücük arabaları sollayarak devam ederken, bir önceki gün Mytilini-Molivos güzergahında gördüğümüzden çok daha farklı bir orman yolu çıkmıştı karşımıza. Biraz daha dar ve virajlı yolları kaplayan ağaçlarla dolu doğa harikası bir yoldan gidiyorduk bu sefer. Yine tam 1 saat sonra Mytilini’ye giriş yaptık.

IMG_1134

 Mytilini’de hemen bir park yeri bulduk. Limana yakın bir yerlerde park ettik. Para vermenize gerek yok. Deniz kenarında bulunan güzel cafeleri kafamıza kaydederek devam ettik.

Kahvaltı etmek için bir yer bakıyorduk aslında ve her gezi yazısında aynı öneriler olduğundan onları dinlemekte yarar var demiştim. Baktım her ipini koparan soluğu Panelinion Cafe’de alıyor, hiç biri eleştirmiyor, aksine övüyor da övüyor. Duvarlarında eski resimler olduğundan, harika bir ambiansı olduğundan şundan bundan bahsedip duruyorlar. Ama kimse ya arkadaş, ben bu kadar rezil bir servis görmedim demiyor. Sabah gidişimizde bomboş olan bu cafe’de sipariş vermemiz 15 dakika ve siparişi almamız 20 dakika sürdü. Ben bütün günümü bu savsak garsonların keyfini bekleyerek geçiremem ki diyerek sinirlenip çıktım. Tamam güzel birkaç fotoğraf çektik ve ortamın güzelliğine diyeceğim yok ancak fazla da beklemeye tahammülüm yok. Anladım ki bu adanın en büyük turist oranı Türkiye’den geliyor ve bizim tur rehberleri ve blog yazarları aynı şeyleri yapmaya devam ettiğinden adamlar rahat. Müşteri zaten geliyor. Oturun fotoğraf çekin ve basın gidin. Zaten ilk 15 dakika sizi hiçbir garson görmeyecektir emin olun.

 IMG_1156

Midilli Limanina yaklaşırken gözümüze ilk çarpan şey Mitilini’de bulunan kale idi. Yaklaşırken adayı nasıl bir korumaya aldıklarını hayal edip hemen yüzyıllar öncesine gitmiştim bile.

images

Yaklaştıkça Agio Theraponto Kilisesinin Çinko kubbesi gözüme çarpmış ve ah işte demiştim, fotoğraflarda gördüğüm kilise sendin demek, bekle beni bir kerede benim gözümle çekilsin fotoğraflar.

IMG_1164

Panelinion Cafe’nin hemen arka kapısından çıktığınızda karşınıza tekrar çıkan bu kilise hoş mimarisiyle kendini gösteriyor. Bizim gittiğimiz zamanda Meryem Ana’nın 15 Ağustos’ta doğumu kutlanacaktı ve bunun için ayin provaları yapılıyordu. Rum aksanlı bir Türkçe’yle bir hanımefendi bize bunu anlattı. Kiliseden çıktıktan sonra ara sokaklarda kaybolmayı tercih ettik.

Sokak aralarında bulunan balıkçıklara ağzımız sulanarak bakarken, karides ve ahtapot ve diğer böceklerin çeşitliliği gözlerimi fal taşı gibi açtırdı! O ne güzel manzara yarabbi! Ben bu kadar çok ahtapotu hiçbir yerde görmemiştim! Görgüsüz müyüm neyim! Olabilirim.

 IMG_1162

IMG_1163

Kilisenin hemen arka yolu sizi Ermou Caddesine çıkarıyor. Mytilini’nin çarşısına hoş geldiniz. Hediyelik eşya dükkanları, yer yer kahveciler, ayakkabıcılar, magnet satan yerler ve pastanelerle çevriliydi. Ermou Caddesi üzerinde bulunan içki imalathanesi Matheo’da 1912 Balkan savaşları ile ayrılmak zorunda kalan Midilli Türkleri ve Yunanlıların ayrılık sahnelerinin fotoğraflarını görebilirsiniz. Duygusal anlar arayanlara.

Yine Ermou Caddesi üzerinde Agios Athanasios Kilisesini ziyarete gidebilirsiniz. Bu günler Meryem Ananın doğumu şerefine fazlasıyla yoğun olduğundan bizde şort ve kolsuzlarla terbiyesizlik etmek istemedik ve uzaktan bir bakış attık. Tahta oyma mihrabı ile ünlü olan bu kilise daracık bir sokakta bulunan girişi ile kendine çekiyordu bizi. Aynı güzergahta devam ettiğinizde Mitilini’nin en büyük Camiisine rastlıyorsunuz ve tam karşısındaki sokakta bugün sergi alanı olarak kullanılan Çarşı Hamamı bulunuyor.

 IMG_1170

Buradan sonra yapacağınız bir çok şey var aslında, Antik Tiyatro oklarını takip ederek tiyatroyu görüp dönüş yolunda arnavut kaldırımlı yolların biçimsiz taşları arasında ayağınızı kırmadan yürümeye çalışırken, hoş konakların ve cumbalı evlerin arasından yürümenin keyfine varmaya çalışıyorduk. Eğer Mytilini’de kalsaydık bu yolda gördüğüm otelde kalırdık diye düşündük ve artık Frappe zamanı geldiğinden kendimizi Limana yakın olan cafelerden birine attık. Garage Cafe’de yolun kenarında oturduk ve sonunda iyi bir servisle karşılaştık.

IMG_1147

Yine Gezi Bloğu yazarlarının övüp övüp bitiremediği Frappe’ye geldi sıra. Şekersiz içildiğinde bana göre bir işkence ama şekerli olduğunda gayet güzel giden Frappe. Buzlu kahve diyelim aynı zamanda hafif köpüklü. Şekerli olduğu sürece içerim:) Hemen gezi defterimize sarılıp aklımızda kalanları unutmadan yazmaya koyulduk. Bu sırada Annemler feribottan inmişti ve onları alıp, buluşmamızı kutlamak üzere gidip oturduk bir şeyler atıştırıp düştük yollara.

 DSCN9700

Tur Rehberliğine tekrar bürünüyordum kiiii bu sefer karşıma bilinçli turistler çıktı. Anne ve Baba Çıngı derslerini çalışmışlardı ve bana soru soruyorlardı. İşte buna hazır değildim. Telaşlandım!!! Yazıya döktüğüm muhteşem tur programım tabii ki aksiliklerle doluydu.

Programımıza göre önce Mytilini’ye 4 km uzaklıkta olan Varia’ya gidecektik. Adanın olmazsa olmazı değil ama baya ünlü Theofilos Müzesi ziyaret edilecekti. Uluslar arası bir üne sahip olan bu müze 1965’ten beri faaliyet gösteriyor. Theophilos Chatzimichael 1873 yılında doğmuş ve 1934’te bir yemekten zehirlenerek ölmüş bir amcamızmış. Adada bir çok lokanta ve evin duvar boyalarını bile yapmıştır. Müze Teriade tarafından yaptırılmıştır ve günümüzde güzel sanatlarda okuyan üniversiteliler ve öğretim üyelerini ağırlıyor. Theofilios’un eserleri ile ilgilenen kişilerin sayısı ise azımsanmayacak kadar çokmuş. Buraya gidemedik, neden diye sormayın, o an açlıkla karışık karman çorman duygular içerisinde idim. Yalan söyledim, navigasyona Varia’yı girmeyi unutmuşum bir anda kendimi Moria’da buldum. Navigasyonu bana niye verirsin ki Fırat yaaa!:)

Neyse, hedefimiz yine otelimizin bulunduğu Vatera idi ancak bu sefer farklı bir rotadan geri dönecektik. Zaman kısıtlıydı ve  hedefimiz adanın olmazsa olmazı Plomari’ydi.

 plomari2

Moria üzerinden Plomari’ye varacaktık. Bu balıkçı kasabasının ünlü uzo fabrikasını ziyaret edecek ve balık yiyecektiiik! Bu yol bize gülü seven dikenine katlanır misali bir durumu anımsatmıştı. Muhteşem manzaralarla hayatımda bir daha hiç denk gelmeyeceğim yerleri de gördüğüm için mutlu ancak bu kadar zor ve tehlikeli bir yolla karşılaştığım içinse içte içe tırsıp, oturduğum yerde kilo verdiğimi kabul ediyorum.

Rota:

Mytilini-Moria-Palaiokipos-Papados-Plagia-Agios İsidoros ve sonunda Plomari’ye varmıştık.

Gidiş problemsiz ve sakindi.

İlk Durak olması gereken Moria, Roma Sarnıcı ile ünlü olan bir köy. Köyün yakınlarında bu sarnıcın bazı kalıntılarını görebilmeniz mümkün ve balık yemek isityorsanız güzel bir fırsat. Kurutulmak üzere asılmış olan ahtapotları her yerde görebilirsiniz. Ama yollar oldukça dar ve bir dönüşü bile kaçırsanız kendinizi farklı yerlerde buluyorsunuz.

Bu rotada yollar güzel ama Molivos ya da Kalloni rotasından biraz daha dar ve virajlı olduğundan daha dikkat gerektiren bir yoldu. Mytilini-Plomari yolu ara vermeden giderseniz tam 1 saat sürecektir. Plomari’ye vardığımızda karnımız zil çalıyordu. Benim çok önceden bulduğum Limana yakın olan Achivada lokantasına gittik. MUHTEŞEM MUHTEŞEM MUHTEŞEM. İşte gerçekten tavsiye edebileceğim Midilli adasına gitmişken mutlaka yemek yenmesi gereken yerdir burası.

DSCN9721

 fotoğraf(10)

Achivada’yı bulmak için tam yanındaki lokantanın sahibine sormuştum ve tabii ki adam bize bozuldu, en iyi balığı ben yaparım!ne yapıcan orda bana gel dedi ama kararımı vermiştim dönmek istemedim. Eminim onlarda iyidir ama neyse artık.

 fotoğraf 2

Menü kafamda hazırdı ve hepsini denemek istiyordum. Şarapta bekletilmiş kurutulmuş ahtapotu her yerde okumuştum merak içindeydim. Ladotiriyi tatmıştık daha önce ama burada farklı bir olay olmalıydı seziyordum:) Garides Saganaki mutlaka söylenmeliydi, alacalı bulacalı bir kalamar ve peynirli kabak çiçeği kızartması ile Greek Salad, Fava ve Musakka ile bir combo yapmayı planladık. Yanına da birazdan fabrikasına gideceğimiz Barbayanni Uzo istedik. Ağlamak istiyorum sayın seyirciler. Her şey mi dört dörtlük olur yaw!!!!!!

 fotoğraf 1

Tıka basa doyduktan sonra Gezimizin esas hedefi olan Barbayanni Uzo’ imalathanesine doğru yola çıktık. Achivada Restaurantı bulmaya çalışırken önünden geçmiştik, iştee buuu diyerek haykırmıştım, profesyonel bir tur rehberi olduğumu iddia etmiyorum tabii:) Anne ve babayı biraz ürküttükten sonra Uzo Fabrikasına gelmiştik. Ancak kapı kapalıydı. Hayret verici bir durumdu, bayramda bu kadar turist akını varken neden kapansındı? Ne saçmalıktı! Yunanlılar pek tembeldi! Hem söylenip hem burnumu cama yapıştırarak içeriyi görmeye çalışıyordum. İşin kötüsü gözümde bozuk olduğundan cama fazlasıyla baskı yapmaya başlamıştık (çoğul konuşurken: burnum ve yanaklarım demek istedim) Allah’tan Fırat ve babamın kısa bir keşif turu ile burnumu  ne kadar çok cama yapıştırırsam o kadar iyi görürüm mantığımdan sıyrılabildim. Burnum hafif büyük olduğundan mıdır nedir baya canım acımıştı bile.

 fotoğraf(11)

Yan kapıdan içeri giriliyormuş meğer. Evet, muhteşem tur rehberi işine devam ediyordu.

IMG_1178

İngilizcesi gayet iyi olan bir aile mensubunun içten anlatımlarıyla bakır imbiklerde 3 kez damıtma işleminden geçerek, alkol oranı farklılaştırılarak tamamen anasondan üretilen adanın ve ülkenin en iddialı Uzosunu hem tattık hem de yapılışını gördük.

 DSCN9769

4 farklı Varvagianni uzo üretiliyor: Mavi (%46 Vol.) Yeşil (%42 Vol) Afroditi (%48 Vol), Evzon (%47Vol.)

1860’ta kurulan Varvagianni biz de Barbayanni diye okunuyor dışarıdan daha ucuza uzo alabileceğiniz mekan. Bu arada adam bize rakının damıtılma işlemini anlatırken şunu da ekledi, rakının içine buz koymak aromasını bozar, büyük hatadır dedi. Buna tamamiyle katılan kocam, ben asla koymam, suyu soğutur içerim diye açıklamasını yaptıktan ve havasını attıktan sonra oradan çıktık. Ancak bu rakıya buz olayını orada bırakmayacaktım.

Yola devam ettik, Navigasyon cihazımız bazen beni sinir ediyordu, ordan git burdan git ne diyo bu yaaa anlamıyorum diye çırpınırken kendimizi geri dönüşü olmayan bir daracık yolda bulduk. Kenarda küçük bir balık lokantası vardı ve bayan bir garsona sorduk, el işaretleriyle VAAATERAAAA:?????? Diyerek beden dilini de konuştururken cevabımızı aldık. Dümdüüüüz anlamına gel el kol işaretlerini yaptı. Devam ettik, deniz kenarından giderken manzara muhteşem, yollar dar ancak başımıza neler geleceğini, nasıl bir yoldan döndüğümüzü henüz bilmiyorduk.

 capture-20130908-143940

Ufak bir hata ile Melinda üzerinden gitmeye başlamıştık. Haritaya bakın hatayı anlayın. Beyaz ile işaretli olan yerden devam ettik. Ancak bunu yapmasak, Melinda’nın o gizemli plajını asla göremeyecektik. Evet burası da yine bir daha ki gelişimde kalabileceğim yerler arasına girmişti. Ben buraya daha kaç defa geleceksem..Neyse..

Yola devam ettikçe bir dağ yoluna denk geldik, kulaklarımız basınçtan tıkanmıştı. Git git bitmemesi bir tarafa, virajlı ve daracık yolu ile Kaş- Gömbe rotasını hatırlattı bana. Zor yol yüzünden saatte 20km hızla gidiyorduk. İşte adada birbirine bu kadar yakın görünen iki köy (Plomari-Vatera) adanın en uzun yolculuğunu yaşatıyordu bize. Bunlar daha iyi dakikalarımızmış meğer nereden bilebilirdim ki! Dağın en tepesinde Palaichori’de arabayı zor geçirdiğimiz sokaklardan geçerek uçurumun en dibine kırmızı bir bank koyduklarını görüp, herhalde bunların intihar köşesi bu diyerek şaşıp kaldığımız bir viraja girmiştik. Çarpıntım başlamış, yükseklik korkumla, araba korkum birbirine girmişti.

 fotoğraf(12)

 Bu sırada, Yunan adalarının her birinde gördüğüm, alakasız yerlerde, yollarda, ufak kuş yuvası gibi yapılmış, içinde fotoğraflar olan, mum yakılan şeyler görüyorduk. Ben bunların ibadethane gibi olduğunu düşünüyordum ama meğerse durum farklıymış.

Nerede öldüyseniz hemen oraya bir anıt dikiyorlarmış, içine de sizden birkaç hatıra. Güler misin ağlar mısın! Baba Yumru, bu anıtların anlamını ilk anlattığımın 15. dakikasında başlamıştı bile yorum yapmaya: hmmm bakın burada da bir dezzemin oğlu gitmiş..

Dezzemin oğlu lafı Adana’da pek meşhurdur ve beni hep gülümsetir ama artık işler değişmişti.

Bunu Anne-Baba Çıngı’ya anlatmıştım, yollar bu kadar daralmamış, uçurumlar bu kadar sıklaşmamıştı bu espri yapıldığında. Ben soğuk terler dökerken, hala devam eden bu anıtlar sinirlerimi bozmaya başlamıştı ki toprak bir yol başladı. Araba 5km hızla ilerliyor, kiralık olması sebebiyle stepne kılıklı lastiklerine zarar gelmesin diye neredeyse arabadan inip itmek istiyordum ki, baktım bir anıt daha. Ulen sen burda ne demeye öldün!!

 images

2 saatlik yolculuğumuz sonunda Plomari’nin güzellikleri ve muhteşem yemekleri kaldı aklımızda. Yolculukta gülün dikeni oldu.

Mutlaka gidin mutlaka.!! Melinda’da yüzün, Plomari’de yiyin ve için!! Ama mutlaka gidin:)

images

Melinda

Sıra Vatera’daydı. Artık yüzebilirdik.. Akşama da tavernaya gidecektik.

Vatera’da nerede kalmalı:

 

Vatera Beach Hotel, denize yakınlığı ve temizliği bakımından güzel. Yemekler hakkında bir şey söyleyemeyeceğim, çok ucuz değil. Ahtapot yapamıyorlar. Her şey dondurulmuş. Aile işletmesi ve yemekler çok iyi değil maalesef. Kalamarlar fena değil ama çok fazla yağda bırakılmış. Otel olarak iyi.

Akrogiali: Balık Tavernası: Pahalı. Hatta deniz kenarında olan bir yere göre baya pahalı. Balığın kilosu 40Euro. Plomari’de balığın şahını yiyip toplamda 40 Euro’ya kalkmış olmamıza rağmen karşılaştığımız olay sinirime dokundu. Yoldan geçen çingene çalgıcıların muhteşem müziği ile keyfimiz yerine geldi.

Zorba: Balık Tavernası: Gündüzleri plaj olarak işletiliyor, akşamları ise taverna oluyor. Buzuki çalan bir abi, orgda başka bir abi ve yanık sesiyle devamlı aynı tonda acılı şarkılar söyleyen bir abla. Arada Türkçe şarkılar da söylüyorlar.İşin garip tarafı ise hep yerlilerin olmasıydı. Tipleri görseniz şaşardınız. Yemekler fena değildi, şaraplar güzel. Ancak siparişinizi meze ve ana yemek olarak verirken hepsini aynı anda vermemeye dikkat edin, aynı anda getiriyorlar hepsini, mahvoluyorsunuz. Sirkeli ahtapot güzeldi.

Neden Vatera:

Sakinliği ve denize girerken garip bir kalabalık ile karşılaşmamanız adına güzel.

 8 km. lik plajında romantik bir yürüyüş yapabilmek adına güzel.

Sessizliği tercih edenler için güzel.

Akşam bir kadeh şarabınızla plajda oturup yıldızları izlemek adına güzel.

Dezavantajları:

Çok fazla lokanta tercihiniz yok, balık yenecek düzgün yer bulamadık. Şarapta pişirilmiş ahtapotu gittiğim 3 lokantada da bulamadım. Her yere uzak.

Midilli’de tercih edilecek yerler:

Molivos, Petra.

İyi yemek için Plomari ve Melinda

Sakinlik ve deniz için Vatera.

Eressos tarafına ben gidemedim, daha çılgın diyorlar ama benim zamanım kalmamıştı.

 Buzlu rakı eleştirisine gelince, bu yorumu babama anlattığımda babamın uzoya bakışı biraz değişti. Bknz:

IMG_1188

IMG_1189

Sonuç: Buz koyduk.

IMG_1192

Ben seni yerim baba yaaaa:))))

Anneler ve babalarla geçirdiğimiz huzurlu, bol kahkahalı bir tatilin sonuna geldik.

Pek bi eğlendik:)

IMG_1212

3 Comments

  1. elifhan erşan |

    çok begendim 🙂 beğenen ilk kişi ben olmuşum onore oldum 😀

  2. Ayber Aykaç |

    Melinda is my favorite 🙂

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.