Nikaragua’da 2. gün

Nikaragua’da yeni bir gün başladı. Kolonyal tarz ile döşenmiş otelimiz Hotel Alhambra’da sabah keyfi bir başka oluyor. Otel, Granada’nın merkezinde idi.

hotel_uno

hotel_tres

Nikaragua’nın tipik kahvaltısından istedik ve yine Gallo Pinto geldi. Bu da  Kosta Rika’nın milli yemeği oluyordu. Demek ki baklava-baklavaki veya ouzo- rakı gibi karmaşık geçmiş ve kültür karışımı Latin Amerika’da da söz konusu. Şili ve Peru’nun pisco kavgası gibi. Gerçi bu beni çok ilgilendirmiyor, bana  getirilen her şeyi yerim. Ama yemek seçmiyor olmam içeceklerde seçici olmadığım anlamına gelmiyor. Ben çay veya kahveyi sevmem. İçmem, ziyan ederim. Ancak orada içtiğim kahvenin tadı o kadar iyi geldi ki,  her gittiğim yerde kahve içer oldum. Çarpıntı da yapmadı, psikolojik olabilir mi acaba bu kahve çarpıntı yapar olayı? Otelin terasında kahvenizi yudumlarken güzel ufacık ama etkileyici meydanı izlemenin keyfine varabiliyorsunuz.

fotoğraf

 1524 yılında yerleşim bölgesi olan Granada şehri ise Amerika’da kurulan ilk ve en eski şehir özelliğine sahip. Granada sokaklarında yürürken orada yaşayanlara da bir garip bakıyorsunuz sanki herkes 1500’lerden kalma gibi. Kendinizi bir anda o yıllarda gibi hissedeceksiniz. Neden bilmiyorum ama Köle İzaura dizisi geliyor aklıma hep:) Hastasıyım!:)

Yanardağ turuna başlamadan önce kiliseleri dolaşmamız gerektiği söylendi. Sonraya bırakırsak enerjimiz kalmazmış.

Granada’da hangi manastır ve kiliselere uğramak gerekir:

Öncelikle San Francisco Manastırı mutlaka ve mutlaka görülmelidir. Bu manastır artık önemli bir müze olarakta turistlerin ilgisini çekiyor. Benim çekti en azından. Keşişler tarafından 1529 yılında kurulan bu yer, 150 yıl sonra korsan saldırısı ile harap edilmiş, saldırıya uğramıştır. Granada tarihi boyunca sıkça korsanlar tarafından saldırıya maruz kalacak ve tüm binalarda restorasyon işlemleri yüzyıllar boyunca tekrarlanacaktır. En çok zararı ise iç savaş ile kendileri vereceklerdir.

1835 yılında Orta Amerika Federasyonu’nun aldığı bir karar ile bu Manastır üniversiteye çevirilmiş ve Nikaragua’nın ilk üniversitesi ünvanını almıştır. 1867 yılında ise tekrar manastıra dönmüştür. Buradaki odaları gezerken çarpıcı şeylerle karşılaşabilirsiniz. Kolomb öncesi döneme ait heykeller dışında, Granada  kadınlarının yaşamına ait olan birkaç ilginç şey görebilirsiniz. Fotoğraflarla eski Granada’yı belgelemişler adeta ve 1700’lerde kadınların sadece markete gidebildiği dönemlerde para yerine kahve tanelerini kullandıklarını da şaşırarak öğreneceksiniz. Bu Manastırı sakın atlamayın mutlaka görün!

 IF

estatuas-san-francisco-museoKolomb öncesi dönemden kalma heykeller San Francisco müzesinde sergileniyor.

Katedral: 1856 yılında yine saldırıya maruz kalarak büyük hasar görmüş olsa da 1880 yılında tekrar yenilenmiş, en son restorasyon ise 1905 yılında yapılmış. Zaten merkezde olduğu için mutlaka girersiniz.

fotoğraf(1)

La Merced Kilisesi: Fotoğraf makinalarınızı hazırlayın ve inanılmaz fotoğraflar çekmeye hazır olun. Ben fotoğrafçı değilim ve elimdeki uyduruk makine ile ancak bunlar çıktı. Ahh ben oralara kocamla gidecektimmm ki!!!!Ne yanlış zamanda yapmışım bu turu yaahu! Konuya geri dönelim öhmm öhöm…

Kilisenin yapımına 1871 yılında başlanmış ve 1873 yılında bitirilmiş. Derler ki, bu kilisenin koloni tarzı duvarları var ama barok tarzı kapıları vardır. Ha yine burası da feci şekilde yakılmıştır. Ah bu insanoğlunun yakıp yıkma sevdası yok mu!!! İç savaşlarında kendileri daha beter hala getirmişler bu kiliseyi ama güzel bir yer. Dışarıda bulunan haç heykeli ise sonrada farkettiğim bir ayrıntı idi.

fotoğraf(2)

Guadalupe Kilisesi: Koloni zamanında önemi çok büyük olan bu kilise Granada’nın girişinde bulunuyor. 1624 yılında yapılmış. Granada’nın girişinde olması o zamanlar önemli bir ayrıntı. Kiliseyi sanki şehrin sınırı gibi düşünüyorlarmış.  Guadalupe bu stratejik önemi yüzünden korsan saldırıları için ilk hedef oluyormuş. Fazlasıyla zarar görmüş yıllar içinde. 1856 yılında ise Nicaragua hükümeti tarafından William Walker’ın askerleri 18 gün boyunca burada tutulmuş. Bu sebeple binanın içerisi de fazlasıyla zarar görmüş. Yine de hala insanı heyecanlandıran bir yapısı var.

William Walker ile ilgili birçok şey duyabilirsiniz, kendisi Amerikalı avukat, gazeteci ve maceraperest olup 19 yy. ortalarında Kuzey Amerikalıların geleneğine uyup İngilizce konuşan koloniler oluşturup bu kolonileri kendi himayesine alma amacı  ile Nikaragua’ya geliyor. 1856 yılında Cumhurbaşkanı olan Sevgili William, 1857 yılında birleşen Orta Amerika orduları tarafından düşürülüyor. (Özellikle Kosta Rika ordusu önemli rol oynuyor burada) 1860 yılında da Honduras’ta idam ediliyor kendisi.

 filename-dsc09714-jpg

Jalteva Kilisesi: İspanyolların şehre geldiklerinde inşaa ettiği ilk kilisedir. Yine fazlasıyla restorasyon yapılmıştır.

jalteva church

Tamam bitti kiliseler. Amen. Yolumuza devam. Şimdi sırada Masaya var. Çiçeklerin Şehri Masaya. Orkide Cenneti’ne ve kahve ekim alanına hoş geldiniz efenim.!!

Nicaragua’nın gizemli şehri: MASAYA

 Masaya şehri, Nicaragua’nın folklor merkezi olarak biliniyormuş. İkinci önemli şey ise hamakları. Ama unutmayın, Nikaragua’da her yer hamak dükkanları ile dolu.  Masaya Market’te fazlaca ve bir çok farklı renkte hamaklar görebilirsiniz. Renkler tahmin edebileceğiniz gibi fazlasıyla canlı. Birkaç cd alın, müzikler hoş:) Kart kullanabilme şansınız var ama burası bir pazar yeri bence  buraya gelmeden biraz para bozdurmuş olun. Kahve alın mutlaka, çekilmemiş alın, burada çektiririz.

Beni de çağırın bi kahvenin kırk yıl hatırı olur..Litfen litfen:) tamam, şimdi ciddiyet…

Masaya Nicaragua’nın en önemli kahve ekim alanı olarak biliniyor. Kosta Rika’da birkaç kahve tarlasına denk gelmiştim ancak burada görecek fırsatım olmadı.

 masaya marketMasaya Pazar yeri

Turist Masaya’ya neden gider?

 Delidir. Çocukken hayallerinde Volkanik bir dağa çıkmak vardır. Volkanik dağların bu kadar çok olduğu bir ülke daha var mıdır? İşte dünyanın merkezine yolculuk gibi bir gezi şansı önünüzde duruyor. KOŞUN!!

 Bir turiste gel yanardağ gör derseniz, koşa koşa gidecektir. Bana da öyle oldu.  Yanımızda İngilizce bilmeyen bir taksi şoförü vardı.  O kadar zordu ki onu anlamak. Aksanı baya ağır ve bir o kadar da hızlı konuşan bir adamdı. Tabii bana sülfür gazı, toksik bilmemneler ile yanardağı anlatıyordu.

Sırt çantanızla Nikaragua’ya gittiyseniz ve hiçbir ayarlama yapmadan balıklama daldıysanız birkaç şeyi aklınızda tutun: ya en güncelinden(!) iyi bir el kitabınız olsun yanınızda ya da İngilizce konuşan bir rehber bulmadan kımıldamayın. İngilizce konuşan rehberler var ama biraz pahalılar. Biz tatil döneminde gittiğimizden zar zor bir taksi şoförü bulmuştuk.

Volkan Masaya Milli Parkı:

Volkan Masaya Milli Parkı, Nikaragua’nın ilk Milli Parkı olarak geçiyor. 1979 yılında kurulmuş.  54 km2 lik bir alanda iki volkanik dağa ve beş farklı kratere ev sahipliği yapıyor. Volkan Masaya ve Volkan Nindiri yan yana duran iki göz gibiler. Tehditkat bakışlar atmışlar yüzyıllar boyu. Patlamalardan ürken halk, Volkan Masaya’nın bir köşesine haç dikmiş ve kurbanlar verilmiş. Yeter ki patlamasınlar diye. Aşağıda Volkan Masaya Milli Parkına, Volkan Masaya’dan bir bakış var:)

fotoğraf(3)

5 kraterden Volkan Masaya’daki Santiago krateri aralarında en ilgi çekici olan krateridir (bana göre). Santiago krateri en popüler olanıdır çünkü hala tüten bir duman var ve insanı gerçekten ürkütüyor. Hemen yanı başındaki San Fernando krateri ise artık bir yeşillenerek küçük bir ormana dönüşmüş.

fotoğraf(4)

Volkan Nindiri son püskürmesini 1670 yılında yapmış ve bunu da Masaya Volkanı 1772’de takip etmiş. Masaya Milli Parkı’nın ziyaretçi merkezine mutlaka uğrayın, hoş bir sergi var. Ben hala oradan aldığım broşürleri saklıyorum.

Santiago Krateri:

Benim yükseklik korkum var, ama orada daha farklı bir durum söz konusu idi. Bir anda kendimi duman tüten bir yere doğru yaklaşırken acaba başıma bir iş gelir mi demeye fırsat bile bulamadan, fotoğraf makinamı aramaya koyuldum. Bu fotoğraflarda suratımda bir gülümseme olsa da biraz sahte güldüğümü kabul ediyorum.

fotoğraf(5)

Kraterin içine bakarken, yeşil renkli garip kuşların kraterin içine girdiğini ve dumanın içinde gezindiklerini gördüm.

Aaaaa kuşlara bak, öleceklerrrr!!!! derken, bizim rehber şaşırdı, bunları hep göremiyoruz!! Çok şanslısınız!!!

th

Bu deli kuşlar, yanardağ dumanı rüzgarın etkisiyle savrulduğunda kraterin içine kaçışıyorlardı. Meğer, bu kuşlar o toksik gazların içinde de yaşabiliyormuş. Aslında yuvaları bu kraterin içerisindeymiş. Avlanmak için sabah çıkıyor ve akşam olurken geri giriyorlarmış.  Chocoyo deniyormuş bu kuşlara, renkleri göz alıcı, umarım denk gelirsiniz. Bu zeki kuşlar, krater içine yuva yaparak kendilerini tehlikeye sokan diğer hayvanlardan korunma yolunu böyle bulmuşlar. Bu dumana ise bağışıklık kazanmışlar. Ben az biraz sarkınca görevliden uyarıyı yedim ama daha sonra işi şaklabanlığa vurarak, bir fotoğraf rica ettim:)

fotoğraf

Kraterin diğer trarafında bir haç vardı. Ahşap gibi görünüyordu ve çok uyduruk bir şey gibiydi. Bunun 1500’lerde volkan faaliyete geçtikten sonra Peder Francisco Bobadilla onuruna onun ismi verilmiş, Şeytan’ı uzaklaştırsın diye bir haç dikiliyor.

cruz de bobadilla

“Bobadilla’nın haçı” diyorlar.  Bu haç sayesinde bir daha patlama yaşanmayacağını düşünmüşler. Latin ülkelerinde, hemen hemen her şehrin en yüksek yerinde ya Meryem Ana heykeli kollarını iki yana açmış bir şekilde durur ya da bir haç bulunur. Heryerde bir batıl inanç var anlayacağınız. İlk önceleri, dağ yine kızmasın (patlamasın) diye çocukları veya bakireleri kurban ederlermiş.

Kraterde haçın olduğu bölüme gitmek yasak. Tehlikeli ve yasaktır diyorlar yani. Eskiden bu kraterde altın olduğuna inanan İspanyol kökenliler, Altın umudu ile kratere girmeye kalkışmış ancak elleri boş dönmüşler diye de rivayetler var.

Buradan çıkıp volkanik bir göl görmeye gittik: LAGUNA APOYO

fotoğraf(2)

 

Laguna de Apoyo denen krater gölümüz, yüzmeye de elverişli olan, hayli zengin mineral yapıya sahipmiş. Balık tutmaya bile giden var. Ben gölde yüzmedim ama muhteşem bir manzaraya sahip  Catarina Mirador tepesine çıkarak güzel fotoğraflar çekmeyi ihmal etmedim. Yabancı turistin fazla olmadığı bir dönemdi ve etraftaki köylü çocuklar çok sempatikti. Yollarda inanılmaz meyveler satılıyordu hem de yok pahasına. Mamun ve Rambutan en çok sevdiklerim oldu. Nasıl yeneceğini 5 yaşındaki Nicaragualı çocuklardan öğrenirken, benimle biraz dalga geçtiler tabii. Çok keyifli anlardı.

Siz de bol bol meyve yemeği ihmal etmeyin. Rambutan meyvesi Nikaragua’da kilosu 1 dolara satılırken, bizim kıçı kırık İstinye parkta ve Filistin caddesindeki manavda tanesi 4 liraya satılıyor.!!!!!:) hem de  kırmızı olması gereken rambutanlar kararmış olarak geliyor buraya..eh yol uzun tabii.

fotoğraf(3)Mamon:) pek tatlıymış:)

Şimdi ver elini Volkan Mombacho:

Granada’ya 12 km. uzaklıkta olan bu volkanik dağımıza, yanınıza bir yağmurluk alarak gidin. İşin en gıcık tarafı bir yandan vıcık vıcık terlediğiniz ama bir yandan da aniden bastıracak yağmura karşı ne yapacağınızı şaşırmak oluyor.

Ve işte Orkide cennetine ya da tropikal ormana hoş geldiniz. Volkan Mombacho’nun püskürttüğü lavlar ile oluşan 365 küçük adacığı işte buradan çok net bir şekilde görüyorsunuz. Eh insan mantığı almıyor tabii, ne kadar güçlü bir dağ aslında.

g_mombachopartenza

Mutlaka bir tur rehberi ile gidin. Eğer yürümekten çok hoşlanmıyorsanız belli bir yere kadar araba ile gidebilme şansınız var bu da işleri kolaylaştırıyor ve hızlanıdıyor tabii ki. Bolca zamanınız varsa yürümenizi tavsiye ederim yine bir rehber ile.. Ben o kadar cesaretli değildim. Hah o zaman Fırat hayatımda olmuş olsaydı, evet biz yürürdük.:)

sendero_mombacho

Kanopi turu için gelen çılgınlarda vardı. Bu kanopi turları Kosta Rika ve Nikaragua’da oldukça revaçta. Siz de mutlaka yapın. Benim yükseklik korkum var maalesef ben yapamam.

canopy

Las Isletas:

 

Geri dönüyoruz, şimdi sıra tekne turunda. Yukarıdan görmüş olduğumuz 365 volkanik adacığı şimdi yakından göreceğiz. Yılın her günü için bir ada gibi anılıyorlar. Adaların çoğu çok lüks evlerle donatılmış. Nicaragua’nın Koç ve Sabancı ailesine benzer ailelerinin sahibi olduğu bu evleri zenginler istila etmiş denebilir yani. Adaların arasında dolaşırken etrafı ağaçlarla çevrili olduğundan garip bir huzur duyuyorsunuz aslında.

g_vista_mombacho_copyMombacho’dan görünüm

Tabii kaptan bizim şapşal şapşal etrafa baktığımızı görünce fazlasıyla yorgun olduğumuzu anladı ve torpil geçti. Bir  bardak Nicaragua Rom’u ikram edince, Venezuela Rom’u Cacique’ye olan bağlılığım biraz sarsılır gibi oldu. Ama yine de serde Venezuela hayranlığı vardı. Dayanamadım ve söyledim, ben Venezuela Cacique’sini de çok beğeniyorum. Hem tur rehberimiz, hem de kaptan aynı anda bağırışmaya başladı: Venezuela rom’dan ne anlar!!En güzeli Nicaragua Romu!! İç İçççç..

fotoğraf(5)Rom şişesi açılırken:)

Beni ikna etmek için şişeyi hediye ettiler. Tamam dedim bu da çok güzelmiş:)))Bayılıyorum Latinlerin milli duygularına!!!!Bize de benziyorlar yaaa hakikaten çok benziyorlar:)))

fotoğraf(4)Adacıklar arasında:)

Akşamı etmiştik. Şimdi biraz dinlenip, yemeğe çıkacaktık. Benim artık milli yemek tadacak halim kalmamıştı. Bir yerde tavuk yemeyi tercih ettim. Baktım kapıda kapkara çekik gözlü bir Nikaragua’lı bebe. Bana bakıyor. Bizdeki gibi aynı. Abla banaa da yemek alsanaaa diye gelirler ya bizde de. Tabii ki garson onu kovaladı. Bu arada yakaladım ben, aldım masamıza oturttum. Bizim İsveç’li baygınlık geçirmek üzere korkudan. Konuştum, pilavı yedi, tavuğu annesine götüreceğini söyledi. Annesi hastaymış. Paket yaptırdık aldı götürdü. Bir tane daha söyleyelim, onu annene götür dedim ama koşa koşa gitti. Jose idi adı.

fotoğraf(6)

 

Şimdi sırada parti zamanııııı!! Genciz, hareketliyiz, gezginiz, eğlenmeden olur mu!!! Göl kenarında bir yere gittik, herkes salsacı bu ülkelerde!! Tabii ki her ülkenin salsa tarzı farklı. Burada kurslarda öğrettikleri gibi dans etmiyorlar. Daha doğal hareketler ve farklı adımları var. Benim aklım dans etmekte değildi o akşam. Etrafımız ormanla çevrili, karşımızda volkanik bir dağ ve kafamı çevirdim bir şey yanıp sönüyor süzüle süzüle.

Sen hiç ateş böceği gördün mü??? diye sorarsanız işte cevabı : Evet, gördüüüüüüüm:)))))))!!!!!!Nikaragua’da ateş böceği görmek varmış kaderde:)

 

Rom çarptı,

 

Ben kaçar,

 

🙂 Ometepe’de görüşürüz…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.