Wilma Kasırgası

Sene 2005…Yollar Amerika’ya düştü..Vayyy, babam dedi ki, kızım gözüm arkada kalmasın sen Miami’ye git, orada çok tanıdık var..Başka yere göndermem. Ben, San Francisco hayranıyım o zamanlar.. hala da severim gerçi…Yaw baba yapma etme, Miami kulağa güzel geliyor da orada napıcam..Kendisinin, muhteşem ikna gücüyle dünyanın en mantıklı yeri sanmaya başladığım Miami’ye gittim…

Miami’ye indim, hava bir Adanamsı, rutubet, yapış yapış…1 ay babamın o tanıdıklarını hiç göremedim, bir iki kere mail attım, hani bana bir staj ayarlasınlar, tanıdıkları vardır diye..Nerdeeee, ortada kimseler yok!!!Aman dedim, çokta lazım değil, takıl kızım Mizot…Keyfine bak…

Alışmaya çalışıyorum bir yandan, çevremizi tanıyalım halleri…Bir gün haberlerde Wilma diye bir şeyler dönüyor. Miami haritası var bir de Meksika sonra da  Cuba görünüyor tabi..Yaw dedim..bu bulutlanma Meksika’da başlamış, Küba’da  hortum evleri yerinden sökmüş atmış ve bu bulutlanmanın Miami üzerinden geçmesi olasılığı varmış. O an, aklıma, bu sefer kaçış yok Mizotcan, mail gönderme direk ara sen bu adamları, kıy kontörüne sarıl telefona kızım dedim, en naziiik, en sevimli ve şeker kahkahalarını at ama lütfeeeen beni yanınızaaa alııııın diye bağırmak istesemde yapmayacağıma söz verdim kendi kendime! Aradım, aradığım kişi beni meşgule düşürdü. Aha herhalde geri arayacak dedim, aramadı. Bir daha aradım, kapalı. Babamı aradım, mail at dedi. Attım, bekledim.

Sonra oturdum, kızım dedim panik yapma. Adam seni sallamadıysa, herhalde acil bişi yoktur. Bir habere güvenipte yapılmaz böyle psikopatik hareketler. Arkadaşlara sordum, eh hiçbirimizin yapacak bir şeyi yok, neyin peşindesin di mi?

Cumartesi sabahı, en yakın arkadaşlarımdan Anette’ le beraber kalktık bizim eve yakın bir yer var Lincoln Road’du galiba.. gidelim dedik,  benim de kurabiyelerim bitti, devamlı bir şey yemek mecburiyetinde olduğumdan abur cubur çekmecem illa ki olur, kalktık fotoğraf makinaları çantada tabii ki , gezintiye çıktık. Yürüyoruz fotoğraf çekiyoruz, o fotoğraflar annemlerde kaldı, onları alınca bu yazıya ekleyeceğim, Herkes Pencerelerini suntalarla kapatıyor, üstlerine GO AWAY WILMA yazmışlar falan, biz iki turistte bunların önünde durup fotoğraf çektiriyoruz,

-Pardon, bir fotoğraf çekebilir misniz pleaseee…..

Neyse, elimde kurabiye torbası, bir elimde fotoğraf makinası, yurda geri yürümeye başladık. Yolun sonundaki yurdumuza yaklaştıkça bir hareket sezdim..3 koca otobüs, yurdun önünde, biri hareket etti gitti. Ben olayı çözdüm ama bir yandan da kötüye yormak istemedim. Yurdu boşaltıyorlar galiba diyorum ama yok canım diyorum, yeni öğrenci kafilesidir. Sonra farkında olmadan, koşmaya başlamışım. Elimde kurabiyeleri bırakmadan. Beni unutabilme olasılıklar var mı, evett vaaaaaaar!!!!!!

Noluyooooo diye attım kendimi içeri. Evet yurdu boşaltıyorlar, sığınaklara gidilmesi talimatı verilmiş. Biz gezerken. Ben kurabiye peşinde koşup, fotoğraf çektirirken..ayyyy bayılıcam.!!!

Herkes battaniyesi, yastığı, elektronik eşya ve pasaportlarını alsın diye haber gelmiş. Her kat teker teker anons ediliyor ve otobüslere bindiriliyor. Biz yurda girdiğimizde 4. kat anons ediliyordu ve ben 6. katta kalıyordum, okyanus manzaralı küçük ve güzel olduğunu düşündüğüm odamda ki kasırga zamanı en boşaltılası oda oluyor kendileri. Asansör bekleyemedim, o zamanlar atik, pratik ve sportifim. Merdivenlerden yardırmak suretiyle, koşmaya başladım. Bilgisayar, telefon, şarj, pasaport, battaniye, yastık, kurabiyeleri tıktım sırt çantasına.. Gittik.

Miami’nin içindeki bir devlet okuluna..Kaç kişiydik hatırlamıyorum. Annemler panik olmasın diye, burda bişey yok meraklanmayın, ben iyiyim dedim. Bize bir koridor gösterdiler, bir çok yabancı öğrenci, zengin bebeler.. umumi tuvalet mantığına tam alışabilmiş değiller. Okulun tek bir koridoru bizim ama geri kalan kocaaa okul, evsizler, civar mahalle sakinleri ve çoğu Bahama ve Küba’dan kaçan arkadaşlardan oluşan bir sığınma, sığıntılanma söz konusu. Bir gece bekledik ama Wilma hanımefendi teşrif etmediler. Fırtınalara Kadın ismi veriliyor ya ben nedenini o gün anladım. Kadınların sağı solu belli olmuyor ya herhalde ondan dedim. Sağı solu belli değil bu  Wilma’nın diye söylendim. Okulun yanında getirdiği yemek sadece bir günlük, adamlar nerden bilsin 2 gün süreceği bunun. Çıkış izni verilmiyor. Millet aç. Sadece biz değil, tüm okul içerisindekiler aç, kapıda müdür ve yanında birkaç iri yarı öğrenciyi alıp nöbet tutmaya başladılar çünkü biz de su, yemek ve bol miktarda elektronik alet var diye düşünülüyor ama sadece Mizyal’in kurabiyeleri kaldı geriye. Herkes sırada ben kurabiye vereyim diye. Kime yetecek o, benden başka!! Neyse bir koca torba kurabiye, vermezsen de olmaz. Elime düştüler tabi.

Neyse, bir gece daha geçti, sabah 4.30 gibi tam uyumuşum, yere serdiğim battaniyenin üstünde, bir sallantı. Biz de bir deprem kuşağı çocuğuyuz  arkadaşım, bizim de korkularımız var ama belli etmiyorum. Wilma kasırgasından korkmuyorum ama bana deprem dersen orda biraz zıvanadan çıkabilirim. Nerden bileyim, kocaa Amerika dediğiniz yerde, evlerin kartondan yapıldığını. Eve üflesen sallanıyo zaten. Neyse sallandık sallandık, derken herkes pısmış bir yere, ben Türk’üm ya korkmam, ne olduğunu tahmin edeceğime gidim bakim şu camdan diye kalktım, camın önüne koca demir kapı yapmışlar, zaten en sağlam yer orası. Kalktım tüm ecnebileri aşağılayan bakışlarla kapıya gittim. Aklımdan geçen şuydu. Önce sağ ayakkabımı çıkarıp, dışarı atacaktım, leeeen sen kimiiin huzuruunu kaçıyorusuun, senden mi korkucaaam Wilmaaaaeeeeeee diye çığırıp, sonra öteki ayakkabımı çıkarıp var gücümle hortumun içine sallayacaktım. Sen kimsin ki beni aç bırakıyosun Wilmaaaaeeeee!!!( önüne de bir sıfat koydum tabi  o zamanlar ama buradan yazmak istemiyorum, bir peynir çeşidi)

 

Evet bu içimden geldi. Çingene ancak çingene dilinden anlar. Korkmayacaksın. Deli deliyi görünce sopasını saklarmış misali bir cesaretle kapıya gittim.  Gözümün önünde bir ağacı yerinden söküp, okulun yan çatısının üzerinden uçurduğunu gördüğüm an aklım başıma gelmişti ama gerçekten aklım sadece başımdaydı, vücuduma hükmedemedi çünkü hareket edemedim. Ne ayakkabı, ne saldırı, ne çingenelik. Zınk diye kaldım şuursuz bir şekilde.  Bir küfür salladım o an içimden burada paylaşmayayım.. Anette in beni geri çekmesiyle oturdum yere.repertuarımda 4 dua mevcut, o da  3 kulfu 1 elham. 4 diyince çok görünüyor insan rahatlıyor.., başladım okumaya. . Arkadaş dedim bitti heralde. Bu iş şakaya gelmeyecek gibi,  Annemi aradım hemen, anne burda herşey iyi bi sıkıntı yok, yemek yok sadece, açım dedim..babama da söyle bir daha bu arkadaşı olacak adamlarla görüşmesin!!!Şu an San Francisco’da olabilirdim’!! Bir uğultu ve sallantıdan sonra bir sessizlik…

Üstümüzden geçmedi diğer tarafa döndü dediler ve 1-2 saat sonra kapılar açıldı…

Dışarıya park edilmiş araçların üzerlerine yıkılan ağaçlar, kırılan camlar…Kaldığımız yurdun  ne halde olduğuna dair yapılan yorumlar..Kıyafetlere noldu acaba düşünceleri..Sonra sessizlik..Bırak nolursa olsun yaw…

Aylarca Miami’de cam bulunamadı. Tüm pencereler sunta gibi adi şeylerle çakıldı ve kapalı kaldı. Cam gelmedi..Ellerinde kalmamış. Hastanelere gitmek zor, bacağın kırılsa acilde 6 saat bekliyorsun. Al sana Amerika..

Olay bitti, birkaç gün geçti, babamın arkadaşı beni aradı, ben seni arayamadım, ben çocukları Teksas’a kaçırdım da burada değildim dedi. Ne diyeceksin böyle bir insan evladına. Sen Amerika’lı olmuşsun be abisi, bilseydim, senin için babamın Türk bir arkadaşı var demezdim.

Herkes kendi kaderini yaşar. Bu da bize bir ders oldu. Çocuklarınızı nereye gönderirseniz gönderin, oradan bura dan tanıdıklarınıza değil, önce çocuğunuza güvenmeniz gerekiyor. Çünkü tanıdıklar, o kadar da çok tanınmıyor bazen. Çocuk kendi kaderini yaşayacak ve kimseden bir şey beklemeden yaşayacak. Başın belaya girdiğinde, etraf bir in, bir cin, …hadi bakalım kim  nerede top oynuyor:)

 

wilma01

http://en.wikipedia.org/wiki/Hurricane_Wilma_%282005%29

1 Comment

  1. Bende senın sıgınakta verdıgın pozlar varrrrr ahahha 🙂 mıllet can derdınde sen o sırada nasıl daha ıyı poz verırımm 🙂

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.