Uruguay: Colonia del Sacramento

Arjantin’de ev arkadaşım olan Tatiana ile San Martin Parkında oturur takılırdık. Yeşillikler arasında insan kendini çok iyi hissediyor o yüzden fırsat buldukça gidiyorduk. O günlerden birinde ben markette çekirdek buldum ve bastırmaya çalıştığım ÖZ duygularım yine ayyuka çıktı. Dohtor Ceykıl değişime başlamıştı. Tatiana’yı çekirdek eğitimine sokmam gerektiğine karar verdim. Bir çekirdeğin kabuğunu el kullanmadan nasıl çıkarırsın eğitimi. Önemli bir konu. Level 1 ve 2 olarak bölümlere ayrılmıştır. Çıkarmayı becerdiysen karşıya yerleştirdiğin torbaya nasıl atarsın bölümüne geçilir ve ödül olarak mate içeceğiz diye anlaşılır. Sanki kendisini İspanyolca dersi verecekmişim gibi sevindi. Bu kadar istekli bir öğrenci ile ne yapabilirsin ki?  Dünyanın hiçbir yerinde beni normalliğe sevkedecek bir insan bulamadım.

Kursuma tam başlayacağım sırada, adamın teki hızlıca yanıma yaklaştı, elime bir broşür tutuşturdu. Tabii ki çekirdek kabuğuyla beraber boğazıma takıldı o anda. Adamın ne yaptığını anlayamadım ki, noluyo demeye kalmadan hoop çekirdek yutuldu. Benim neyime ders vermek!

Broşürün üstünde “Haydi Uruguay’a” yazıyordu. Sanki bir dolmuşa atlayıp Kızılay’a gidicez arkadaşım o nedir?. Uruguay uğruna boğazıma takılan çekirdek yüzünden bu ülkeye karşı garip duygular beslemeye başlamışken, Tatiana’nın ısrarları ile aldık biletleri! İçimde bir korku. Kesin başıma bir iş gelecek. Kötü başladı bu iş. Zaten ne var ki bu karşı kıyıda diye dolanırken, geminin bizi götüreceği Colonia del Sacramento şehrinin UNESCO Dünya Mirası listesinde yer aldığını öğrenince tamam dedim gitmek lazım.

Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.. Dediler ki sadece 1 saat sürecek. Külliyen yalan. Tam 3 saat sürdü. Ya bize hızlı bot dediler ama yavaşından bilet aldılar ya da ortada bir yanlış anlaşılma var. Neyse atladık gittik. Unutmayın arkadaşlar, Temmuz ayında donabilirsiniz. Ben çok şanslı(!) olduğumdan fırtınaya denk geldim. Arjantin’de hayatımda gördüğüm en büyük doluyu gördüğüm günün bir gün sonrası gittik Colonia de Sacramento’ya.

DSC00015

İki ülkenin okyanusa akan kahverengi suları insanda ay ne kadar pis bir nehir bu diye düşündürürken , sonraki 3 saat boyunca devamlı bakıp durdukça biraz alışmaya başlıyorsun.Hipnoz gibi. Rio de la Plata yani Gümüş Nehir. Bir yanda Arjantin diğer yanda Uruguay, ortada hiçbir yerde görmediğim kadar kahve bir su ama kafanızı çeviriyorsunuz ve diyorsunuz ki, bu suların da maviliğe dönüştüğü bir yer var elbet. Okyanus onu da yutup gidecektir nasılsa. İki ülkenin ortak manzarası ve atlantik okyanusun iki ülkeye kucak açışı. Atlantik! Ne heybetli bir isim yahuu!

Rio_de_la_Plata_BA_2

Yaklaştıkça hareketsiz ve Buenos Aires’te alıştığımız cıvıl cıvıl, hareketli dünyadan tamamen uzak bir şehir geliyor önümüze. Ama tüm suç Uruguay’da değil, Kışın  ortasında Colonia’ya gelende.

uruguay

Yaz ayları en hareketli olan dönemler ve en pahalı zamanlarıymış. Ben demek ki en ucuz zamanında gitmişim diye sevinemeyeceğim, soğuk bir yere kadar etkiliyor ama yağmur işleri biraz sıkıntıya sokuyordu.

DSC00004

1680 yılında Portekizliler Colonia’yı keşfediyor ama  uzun yıllar boyunca paylaşılamayan bölge olarak kalıyor. Bir bakıyorsun İspanyolların diğer gün tekrar Portekizlilerin eline geçiyor. Kapanın elinde kalan toprak parçası olur yıllarca.  Kim kuvvetliyse borusunu öttürür mantığı ile geçen yıllar sonunda  özgürlüğünü ilan ediyor Uruguay.

Ne yazıktır ki Güney Amerika yerlisinin kaderi, her kıtanın yerlilerinde görüldüğü gibi acı olmuştur. Bir ara zamanınız olursa Bartolome de las Casas adlı keşişin hayatını okuyun. O, Güney Amerika’daki işkenceci ve istilacı olan ama kendilerini medeni (!) sanan İspanyollara karşı çıkmıştır. Bu İspanyol keşiş, Güney Amerika yerlilerini medeniyete kavuşturmak için Hıristiyan yapmaya çalışırken bir anda ona öğretilenleri sorgulamaya başlamış ve kendini medeni sanan katil ve işkencecilere karşı bir duruş sergilemiş, insan haklarına en sonunda farklı bir bakış açısı getiren kişi olmuştur. Keşke herkes onun kadar insan(!) olsaydı. Uruguayla alakalı değildi ama yine de Latin Amerika için önemli bir isimdir. Daha sonraki Latin ülkelerinde ondan bahsederim. Ben onu çok severimde 🙂

Neyse, nerde kaldık? Bir İspanyol bir Portekiz bayrağı çekilirken, en sonunda özgürlük ilan edilir ve herkes bir nefes alır. Ben, Temmuz ayında gittim Colonia’ya yani en soğuk zaman. Her ne kadar bizim kışlara benzemese de, içiniz titremese bile bir mont aldırır üstünüze. Aklımda özellikle kalan şey bomboş sokaklar ve çürümeye bırakılmış arabalar. Fotoğraf makinanızı çıkarın çünkü çok değişik şeyler yakalayabilirsiniz.

Gelelim şimdi can alıcı soruya: Bilinçsiz turist ne yapar? Gemiden inenler nereye gidiyorsa oraya gider tabii ki. Biz de öyle yaptık, geldik bir kapıya yani Porton de Campo. Şehrin giriş kapısıymış aslında ve en eski yapılardan biri. İnsan üstüne basmaya korkuyor bir şey olur diye. Gerçekten o savaşları yaşıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi, bir heyecan basıyor. Tüfeeeek omzaaaa, Ateeeeş!!! Portekizlileer geliyor! Ben yerlilerden oluyorum ama bu sırada. Uruguay nüfusunun çoğu Montevideo’da olduğundan, buralarda pek bir atraksiyon yok, kendinizi hayallere veriyorsunuz doğal olarak.

DSC00005

Tüm fotoğraflar ve hayal kurmalarınız  ve  dikkatli bir yürüyüşten sonra şehrin deniz fenerinin olduğu yere gidiyorsunuz. Nasıl gideceğim diye telaş yapmayın zaten avuç içi kadar yer. Kafanızı kaldırın denize doğru yürüyün göreceksiniz. Hani ben haritaya gıcık olurum ya. Buranın haritasını bile almadım düşün yani.. Benim zamanımda orada bir cafe vardı. Deniz manzarasına bakarken bir şeyler içebilirsiniz.

DSC00008

Yaz aylarında 1930’lardan kalma eski arabaları yollarda görebilirsiniz diyorlar. Ben kış ayında oradaydım ve yine ‘30 lardan kalma arabaları, terk edilmiş bir halde tozların uçuştuğu yollarda, sessiz ve hüzünlü bir şekilde duruşunu görebildim. Fotoğraf çektim ama pek bir şeye benzemedi. Eh ben fotoğrafçılıktan ne anlarım:)

DSC00022

Bu şehri ya da kasabayı diyelim, yürüyerek 3 saat içinde bitirebilirsiniz. Göreceğiniz 2 adet müze olacak, biri Portekizlilerin müzesi diğeri ise kilise. Kilise yani: Basilica del Sanctisimo Sacramento, tüm Uruguay’daki en eski kilisedir. Ben gittiğimde müze kapalıydı. Şans, NEREDESİN!!

basilica

Uruguay’da göze çarpan bir şey ise Mate bağımlılığı. Arjantin’dekinden daha fazla Mate çayı gördüm. İşin garibi, insanlar bir ellerinde termos diğerinde mate bardakları ile yürüyorlar. Bana Arjantin’deyken demişlerdi zaten. Mate esas Uruguay’da bağımlılık gibidir diye. Bunu da gördüğüm kadarıyla da kanıtladılar.

Şirin ufak lokantalar bulabilirsiniz ve inanın et kalitesi Arjantinden hiç geri kalmıyor. Yine bir ziyafet çektim orada. Ha unutmadan, şaraplar fena değil. YUMULUN!:) Fiyatlar ucuz, gayet başarılı bir yer.

Colonia’ya giderken spor ayakkabınızı giymeyi unutmayın, yolların arnavut kaldırımı stili olduğunu söyledim ya, öyle çok düzgün bir taş dizimi yok, bayağı sivri şekilde olan taşlarda olduğundan ben bir iki kere düşme tehlikesi atlattım. Tabii bu biraz da benim şaşkınlığımdan çünkü etrafa bakıcam diye taşlara pek bakamamıştım. Colonia’da deniz fenerinde bir cafe cortado içmiştim, onu notlarıma yazmışım. Demek ki tavsiyeler arasına alabiliriz.:)

DSC00007

Güneşli bir günde Colonia de Sacramento’yu ziyaret etmeniz dileğiyle,

Magnet alın, güzel magnetler var;) Ha gemi saatine yaklaştıkça kuyruk çileden çıkarabiliyor, erken gidin. Yağmurlu bir günse kuyruk sizi binanın dışında bırakabilir. Malum Pasaport kontrole gireceksiniz ve o pasaport kontrolde Türkler için hep kitapçığa bakacaklardır.

 – Size vize var mı? Türkiye’mi???

– Yok vize yok… Biraz hızlı bakar mısınız lütfeeen, çok yorgunum, gitmek istiyorum. Nolur. 🙂

İyi yolculuklar.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.