Yedigöller’e Gidememek

Sevgili arkadaşım, bu yazı sadece kusmuk ve iğrenç olaylar içeriyor. Kaldıramayacaksan okuma, ondan sonra vay ben bilmiyordum, vay midem kalktı, vay kokusu buraya geldi falan deme.

20151123_141344-kk

Görüntünün güzelliği ile biraz içiniz açılsın önce.

Aslında her şey güzel hayallerle başlamıştı. Bir Pazar günü Yedigöller’e gidip, sonbaharın son günlerinde bir kaç fotoğraf çekecektik. Makinayı ve tüm lensleri koymalıydık, tüm asaletimizi takınarak bombastik fotoğraflar çekecektik. Neyse arabaya mangal, kömür, et ve salata malzemelerini koyduktan sonra makinayı en son akıl ettik ama sen çaktırma.

Babamız, (araştırmacı – gazeteci) Deniz’in 18 kiloya gelene kadar araba koltuğuna ters binmesi gerektiğini öğrenmiş, sormuş soruşturmuş ve Römer’in iki tarafa da bakabilen koltuğunu bulmuştu. Benim masum yavrucuğum, Yedigöllerin virajlı kabus yollarına dayanamayarak, geri geri gittiği çok güvenli koltuğunda öyle bir kustu ki hayal edemezsin. Etme de zaten gerek yok.

Deniz, gözlerimin için bakıp, auuuww diye bir ses çıkarmanın akabinde sabah ağzına tıkıştırdığımız yumurta parçalarını çıkardığında, aklıma ilk gelen – vay anasını, bu çocuk yumurta beyazını tüm tüm yutuyomuş eyvahlar olsun, kesin çiğnemeyi öğrenemedi! oldu. Bazen kendime ben de şaşırıyorum. Neyse, gerzekliğimi bir kenara bırakıp işe koyulmam gerekiyordu. Arabayı acilen durdurup, olaya müdahale etmek üzere 4 yetişkin arabadan indik.

Bir yandan hava çok soğuk, içerde değiştirelim üstünü kavgası ederken, diğer yandan gözüm Fırat’a takılmıştı. Olay fazla yanlıydı anlayacağın. Deniz’i koltuğundan almak üzere gelen kararlı babamız, bir anda ne yapması gerektiğini şaşırıp Deniz’in çıkardığı yumurta parçalarından birini ağzına attı. Tamam normalde, mama sandalyesinden kaldırırken yarım kalan parçaları yiyoruz şimdi iğrenç demeyin, çocuğun olunca görürsün diye yapıştırırım lafı. Çocuğun varsa da sanane yaa biz yiyoz işte! Ayrıca, yere düşen nar tanelerini, yere atılan salatalığı, yerde gördüğüm biberi alıp mideye indiriyorum ben şahsen.

(Bunları yazarken bu çocuk niye yere düşen şeyleri yiyor sorusuna cevabımı buldum, ay bayılıcam.) Ama hiç kusmuğa yelteneni görmemiştim.

Yedigöller’e 20 km kala, babaanne, dede, baba ve anne dörtlüsü biri peçete, biri su, biri ıslak mendil arıyordu. Diğeri ise kusmuklarla uğraşıyordu. Fırat’ın ağzına attığını gördüğüm bir kusmuk parçası mı yoksa başka bir şey mi diye tekrar anlamaya çalışırken;

Fırat napıyosun!! dediğimi ve aynı anda Fırat’ın tükürmeye başladığını gördüm. Gerisi hayal meyal aklımda.

Fırat, iğrenç falan diyor bir yandan, hani yiyorduk ya normalde ben de şaşırdım gibi şeyler söylüyor ama ben o sırada duyu kaybı yaşarken, bu görüntüyü aklımdan, zihnimden, yüreğimden, gözümden silmeye çalışıyordum. Yoksa ikinci bir kusmuk vakası daha geliyordu ve bunu çocuğuma yapamazdım. Tüm muhteşem annelik içgüdülerimle kendime gelmeye çalışıyordum. Ben iç dünyam ile vıdı vıdı yaparken, bizim bir şey beceremediğimizi gören babaanne ve dede olaya el koydu. Fırat’ın ne yaptığını görmediklerinden, durumu izah etme şansımız da olmadı.

Arabanın içinde çıkaralım çocuğun kusmuk içindeki kıyafetlerini diyecektim ama artık ok yaydan çıkmıştı, fazlasıyla vakit kaybetmişti babası ve anası olacak ben. Babaanne çocuğun üstündeki bluzu çıkarmaya koyuldu. Deniz’i babası tuttuğundan çocuğun önünde hala kusmuk parçaları olduğunu görmeyen babaanne, Deniz’in üzerindeki tüm parçacıklı yiyecekleri kafasına boca etmek suretiyle çıkardı.

20151122_130911kk

Olay sonrası.

Deniz’i bir anda tüm saçları jölelenmiş gibi havaya dikildi, aralara yumurta beyazlara girmiş saçlarını ve alnından başlayarak kusmuğa battığını gördüğümde hafifçe başım döndü. 5 saniye kadar herkes Deniz’e iğrenerek baktı. Ammaaan diye mırıldandı bu 4 kişi bir anda. Deniz olayda bir terslik olduğunu fark edip yüzünü ekşiterek auuuuu diye bir ses daha çıkardı, ağlarsa yanmıştık ama neyse kendini çabuk toparladı. Keşke o sırada bir kamera oğlumu çekseydi.

Yapacak bir şey yoktu, bebe bizim bebemizdi. Kusmuklu da olsa onu orada bırakamazdık. El mahkum bindik arabaya ve 1. kusmuk noktasını bırakıp yolumuza devam ettik. Bu sefer şahıs benim kucağımdaydı, kusmuklu kafasını bana dayayarak devam ettik yolumuza. 10 dakika sonra maalesef aynı olay bir kez daha yaşandı. Bu sefer hedef bendim. Deniz’in başka kıyafeti olmadığından mıdır yoksa anneliğin karşıkonulamaz fedakarlığından mıdır bilmem, bütün kusmuğu ellerimle bloke ettikten sonra gerisin geri ortalığa saçılmasına izin verdim. O sırada farkında olmasam da daha sonra babaannenin de bu durumun içine battığını gördüm. Artık yapacak bir şey kalmamıştı. Deniz’in zıbınını peçetelerle doldurup, babasının kucağına verdik. Çocuğumu küçük bir havlu kağıt gibi görmeye başlamıştım.

Babaanne bu kadar olaya dayanamayarak artık arabanın kendisini de tuttuğunu söylemişti. Ben ilk kusmuk vakasında babasına sardırdığım için ikinci vakada nereye saracağımı şaşırmıştım. Ama çabucak buldum.

Baba yavaş gidibilir misin biriz icibi, yani güzel gidiyirsiniz aslindi ama hani savuruyo bu arabaniz izicik, diyebildim kelimeler zorla çıkarken ağzımdan.

Babaanne, eveet Cahit, az yavaş git artık diyerek bana arka çıktığı anda aha dedim, aldım gazı.

Fırat sen sür istersen dedim, demez olaydım! sınırları zorlamayacaktın gelin!

-Babam gayet iyi kullanıyor, MAZYAL dedi benim koca. TA TA TAAAAAM. Yandın kızım Mizot, kaç. O sırada fonda huma kuşu diye bir türkü çalıyordu, baya acıklı. O huma o sırada bendim, çok yükseklerden seslendim. Kaç Mizot’um. (Ben bunu kuma kuşu sanıyordum ya yıllardır çaktırma)

Yedigöller’e 5 km kala geri döndük.

Artık üstünü değiştirecek bir durum yoktu, zaten mahvolmuştuk. Deniz’in saçları kusmuktan jölelenmiş gibi dimdik ve gayet sertti. Aslına bakarsan o koku olmasa gayet yakıştı oğluma, çok tarz oldu. Arabada hissedilen yoğun koku ile herkes baygınlık geçirmek üzereydi ve Deniz’le Yedigöller bir daha gidilmeyecek yerler arasına girmişti bile.

Virajlı yollara son. Geri geri gitmeye zatennn son ki ne son!

Çocuğumu bir daha araba koltuğunda arkası dönük bindirmek isteyen varsa kusmuk yesin.

(Bir gün sonra Deniz’i temiz bir şekilde babaanneye teslim edip gittik. İyi ki Deniz’le gitmemişiz, o göllerin hepsine girmeye kalkışıp, yaygara çıkarırdı. Zira aşağıda gördüğünüz fotoğrafta Gölcük maceramızdan bir kare paylaşıyorum.

IMG-20151120-WA0006ll

Sen ayağını sokmazsan, o balıklama atlar.

Sevgiler,

2 Comments

  1. İyi cesaret çıkmıssınız yola .Biz daha çocuk yokken bile yedigöller yolun da mahvolmuştuk virajlardan..

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.